Advert
Advert
Advert

ÜSTÜNDAĞ’DAN OHAL UYGULAMALARINA TEPKİ…

ÜSTÜNDAĞ’DAN OHAL UYGULAMALARINA TEPKİ…
Bu içerik 919 kez okundu.
Haberin galerisi için tıklayın!

CHP Muğla Milletvekili ve Anayasa Komisyon Üyesi Avukat Akın Üstündağ, CHP Milas İlçe Örgütü binasında, OHAL uygulamalarıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı...

CHP Milas ilçe binasında gerçekleşen basın açıklamasına CHP eski Muğla Milletvekili Fevzi Topuz, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, CHP’li Belediye Meclis Üyeleri, CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan, CHP Bodrum İlçe Başkanı Recai Seymen ve partililer katıldı.

CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan açılış konuşmasında, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası OHAL ilan edilmesinin ardından, hükümetin meclisi tamamen devre dışı bırakan uygulamalar içinde olduğunu belirtti ve en son Antalya’da 20 doktorun “yanlışlıkla” gözaltına alındığı açıklamasında olduğu gibi, Fethullahçılıkla hiç alakası olmayan insanların bile bu vesile ile gözaltına alınabildiğini belirterek, “Bütün bu vatandaşlarımıza biz CHP örgütleri olarak sahip çıkacağız. Bu nedenle çevrenizde bu tipte uygulamalara maruz kalan kişiler varsa, bunları mutlaka bizlere bildiriniz” dedi.

Darbe teşebbüsü sonrası yapılan uygulamalarda, sanki bu darbe sadece AKP hükümetine yapılmış gibi, parlamento ve toplum bütünüyle hedef alınmamış gibi, kamu görevlilerinin de, özellikle OHAL uygulamaları sırasında kendilerini mevcut iktidar partisi ve hükümetle özdeşleştiren bir tavır içindeymiş gibi bir durumun ortaya çıktığını, bunun doğal bir sonucu olarak da, OHAL kararnamelerinin sanki meclis onayı dışındaymış gibi bir davranış sergilediklerini belirten Özcan, parti olarak darbe teşebbüsüne karşı en baştan tepki gösterdikleri gibi, geçen hafta Taksim’de olduğu gibi en kitlesel tepki hareketlerini de örgütlediklerini, bu mitinglerin ikincisinin de 4 Ağustos Perşembe günü İzmir Gündoğdu meydanında yapılacağını ve tüm partilileri ve Milaslı vatandaşları, bu mitinge davet ettiklerini belirtti ve CHP Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’a söz verdi.

Akın Üstündağ konuşmasına, “Son 1 yılda 2 seçim, 1 darbe, bir de OHAL dönemi yaşayan bir milletvekili olarak karşınızdayım” sözleriyle başlayıp şöyle sürdürdü:

Destek verenler de sorumlu…

15 Temmuz akşamı yaşanan darbe girişimi ülkeyi çok farklı bir noktaya sürüklemiştir. Demokrasimize, milletin iradesinin en üst temsil makamı olan TBMM’ne karşı yapılan bu kalkışma asla kabul edilemez, bu kalkışma girişimini şiddetle kınıyoruz ve ülkeyi bu kaos sarmalına sürükleyenlerin olduğu kadar zaman içerisinde bu yasadışı yapılanmayı destekleyenlerin de hesap vermelerini istiyoruz. Bu darbecileri koruyup besleyenler ve bu makamlara yerleştirenler de tarih önünde sorumludurlar.

Darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da bakanlar kurulunda alınan olağanüstü hal kararına temkinli yaklaştığımızı daha önce açıklamıştık. Alınan olağanüstü hal kararının amaç dışı kullanılmaması, cemaatçi yapının ortadan kaldırılması, suç ve cezaların şahsiliği prensibinin, insan hakları ve hukuk devleti kuralları içerisinde uygulanması gerektiğini belirtmiştik. Bu konudaki uygulamaları genel merkezimizde kurulan komisyon marifetiyle takip etmeyi sürdüreceğiz.

KHK'lere başka işlevler tanınamaz…

Bu arada olağanüstü hal kararına göre çıkarılan olağanüstü hal kararnamelerinin (KHK) uygulama anlamında olduğu kadar hukukiliği ile anayasa ve kanunlara uygunluğu noktasında yakın takibimizde olduğunu bilmenizi isteriz.

Özellikle 669 sayılı kararname Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısını değiştirerek, harp okullarını ve astsubay hazırlama okullarını, askeri liseleri ortadan kaldırarak üniversite şekline sokmakta,  kuvvet komutanlarının Milli Savunma Bakanlığına bağlamakta, yüksek askeri şura’nın yapısının değiştirilmesi, askeri hastanelerin sağlık bakanlığına devri gibi kanunla düzenlenmesi gereken düzenlemeler içerdiği görülmektedir.

669 sayılı kararname birçok yönden anayasanın 121. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına aykırıdır. 2. fıkrada yasayla düzenlenecek konular, üçüncü fıkrada ise yasayla düzenlenecek olanların dışında yani olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda KHK’ler çıkarılabileceği hususu düzenlenmektedir.

Anayasa'nın 121. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasının, aynı madde içinde düzenlendiği dikkate alınırsa, KHK'nin ancak olağanüstü halle ilgili somut durumlara göre alınacak önlemleri içermesi gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Anayasa'nın 121. maddesinin üçüncü fıkrasındaki; olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan bakanlar kurulunca, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda" çıkarılacak KHK'e başka işlevler tanımak olanaksızdır.

Olağanüstü hal yönetimleri, olağan yönetimlerden farklı kurallara dayanmaktadır. Ancak, olağanüstü hal yönetimleri de hukukun üstünlüğüne bağlı hukuk devleti anlayışının egemen olduğu yönetimlerdir. KHK hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı kurallar da taşıyamaz.

430 sayılı KHK, anayasa'nın 121. maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen ve anayasa'nın 148. maddesi uyarınca hakkında iptal davası açılamayacak KHK niteliğinde değildir.

Bu husus Anayasa Mahkemesinin birçok kararında yer almıştır. Anayasa mahkemesi birçok defa   Anayasa'nın 121. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen KHK niteliğini taşımayan KHK’nin anayasa'ya aykırılığını incelemiş ve iptal kararı dahi vermiştir.

Hak ve özgürlükler yasayla sınırlandırılabilir…

Anayasanın 121. maddesinin 3. fıkrasına göre temel hak ve özgürlükler ancak yasayla sınırlandırılır. Bu sınırlandırma, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmamalıdır.

Anayasa'nın 15. maddesinin birinci fıkrasına göre, olağanüstü yönetimlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması veya bunlar için anayasada öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilmesi, bunların milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olmaması koşulu ile olanaklıdır. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler için öncelikle milletlerarası hukukun genel ilkeleri, sonra da devletin taraf olduğu sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin girdiği kabul edilmektedir. Şu durumda, olağanüstü yönetimlerde kişi hak ve özgürlüklerine getirilebilecek sınırlandırmaların önce milletlerarası hukukun genel ilkelerine sonra da Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu sözleşmelere aykırı olmaması gerekir.

"İnsan haklarını ve ana hürriyetlerini korumaya dair sözleşme" ye taraf olanların 15. maddeyi gerekçe göstererek bu sözleşmeyi askıya alması mümkün değildir. Ancak fiili savaş hallerinde 15. madde uygulanır ve özgürlükler sınırlanabilir.

Olağanüstü halin başka amaçlarla kullanılmasına seyirci kalınmayacak…

Öğretide "ölçülülük ilkesi" olarak adlandırılan bu ölçüt anayasanın 15. maddesinin birinci fıkrasında olağanüstü yönetimlerde temel hak ve özgürlüklerin ancak "durumun gerektirdiği ölçüde" sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Bununla, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın, amacı gerçekleştirmeye elverişli, gerekli olması ve araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunması anlatılmak istenmektedir.

Şu anda bir olağanüstü hal ülkesi olarak yurttaşların güvenliği ve hakları açısından uygulamalar takip edilirken kanuna ve anayasaya aykırı düzenlemeler konusunda gerekli çabayı ve faaliyeti ana muhalefet partisi olarak göstereceğiz. Olağanüstü halin başka amaçlarla kullanılmasına seyirci kalmayacağız.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500