Advert
Advert
Advert

TÜRKİYE BU SORUNU, 1930’LARDA ÇÖZMÜŞTÜ!

“Suudi Arabistan’da, Aralık(2015) ayındaki seçimlere ilk kez kadınların katılmasına izin verilirken; seçilen kadınların, yerel mecliste nasıl oturacağı sorun oldu

TÜRKİYE BU SORUNU, 1930’LARDA ÇÖZMÜŞTÜ!
Bu içerik 624 kez okundu.
Suudi Arabistan’da, Aralık(2015) ayındaki seçimlere ilk kez kadınların katılmasına izin verilirken; seçilen kadınların, yerel mecliste nasıl oturacağı sorun oldu. Cidde’deki yerel yönetime seçilen iki kadın toplantı odasına girmeye kalktıklarında, erkekler kadınlarla aynı masada oturmanın haram olduğunu savundu. Birkaç gün sonra bakanlık, kadınların başka bir odada oturup kapalı devre yayınla bağlanmaları yolunda uygulama getirdi. Suudi Arabistan’da 17 kadın aday, seçimlerde yerel meclislere girme hakkı kazanmıştı.” (Hürriyet, 6.2.2016) xxx Kadınlara tam olarak seçme ve seçilme hakkı verilmiyor, verilen bir hakla, seçilen kadınlarla erkeklerin bir arada bulunması sorun oluyor. Seçilen kadın, karar alma sürecine tam olarak katılmayacaksa, ona verilen hak göstermelik olmaktan öteye geçebilir mi? Bu ülkenin Başmüftüsü, 10 yaşındaki bir kızın evlendirilebileceği söylüyor. Sonra Ortadoğu coğrafyasında, İslam adına, ‘Allahüekber’ nidalarıyla, Müslümanım diyenler birbirini ve farklı mezhepten olan insanları katlediyorlar. Tüm bunların ardında, bu çatışmalı ortamın oyun kurucusu olarak da Batı emperyalizmi duruyor. Din ve devlet işlerinin iç içe olduğu, dinin kurallarının devlet yönetiminde hâkim olduğu toplumlarda, kadın-erkek eşitliğinden söz edilemez ve kadın o toplumlarda, Nazım’ın şiirindeki gibi, “Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” kişi olur. Çağdaşlaşmanın, uygarlığın yolunun laiklikten, yüzünü, burjuva demokratik devrimlerini yapmış Batı’ya dönmekten geçtiğine inanan Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki TC’nin kurucu kadroları, çağdaş uygarlık için 1923’den sonra bir dizi reformları hayata geçirdi. Bunlardan biri de kadın-erkek eşitliğiydi. Türkiye, bu sorunu, 1930’larda(*) çözmüştü. Türkiye, Atatürk’ün çizdiği çağdaş-laik ülke kimliğini korumalı, diğer İslam ülkelerine benzememelidir… xxx (*)Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, 1926 – 1934 yılları arasında gerçekleştirilen Atatürk Devrimlerinin bir kısmı; kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını hedeflemiştir. Bu konuda yapılan yasal düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumsal alanda yapılan en önemli yeniliklerdendir ve birçok Avrupa ülkesinden daha önce gerçekleştirilmiştir. Fransa ve İtalya’da kadınlara 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Atatürk’ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930′da, Belediye Kanunu’nun kabul edilmesiyle; 1933′te çıkarılan Köy Kanunu ile muhtar seçme ve köy heyetine seçilme; 5 Aralık 1934′te Anayasa’da yapılan bir değişiklikle de, milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır. Eski Türk devletlerinde; kadınlar, aile hayatında, mirasta, devlet yönetiminde hak sahibiydiler. Osmanlı Devleti’nde, İslamiyet’in de etkisiyle kadınlar birçok sosyal, kültürel ve siyasi haktan mahrumdu. Örneğin; nüfus sayımında, toplama dâhil edilmiyorlardı; aile hayatında haremlik-selamlık vardı, yüzlerini peçeyle örtmek kanunlar nedeniyle zorunluydu; evlenme, boşanma ve miras işlerinde ikinci plandaydılar ve devlet memuru olamıyorlardı. Çağdaş, demokratik ve laik bir Türk toplumunu hedefleyen başta Mustafa Kemal Atatürk, dönemin hükümetleri ve TBMM, kadınların insan haklarından eşit olarak yararlanması için gerekli düzenlemeleri yapmışlardır. (Kaynak: http://yumurtaliekmek.com)
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500